Skip Navigation Links
Anasayfa
Kitaplar
Tarihten Notlar
Öyküler
İletişim
   06 Ocak 2009 Salı
Skip Navigation Links
2008 Ekim Makale
2008 Temmuz Makale
2008 Nisan Haber
2008 Mart Makale
2008 Ocak Haber
2007 Ekim Röportaj
2007 Eylül Makale
2006 Nisan Röportaj
2005 Kasım Röportaj
2005 Mayıs Makale
2005 Mart Makale
2004 Eylül Makale
2004 Haziran Kitap Yorumu
2003 Ekim Makale
2002 Mart Röportaj
2001 Kasım Röportaj
1997 Aralık Makale
1997 Kasım Makale
1997 Eylül Makale
   
Sistem Öğrencileri Şiddete İtiyor
Kasım 2005 tarihli KİŞİSEL GELİŞİM dergisinde yayınlanan röportaj
Sistem Öğrencileri Şiddete İtiyor Eğitimci ve NLP uzmanı Oğuz Saygın, eğitim sistemimizin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Saygın "Severek okula gelen bir çocuk öğretmeni döverek mezun oluyorsa, eğitim sistemimiz sorgulanmalı!" diyor.

Gazetelerin 3. sayfalarında okullarla ilgili haberlere sık sık rastlarsınız. Bu haberlerin çoğunluğu maalesef ki okulların elde ettiği başarılardan çok, şiddet içerikli haberlerdir. Ya psikopat bir öğretmen öğrencisini dövmüştür, ya da iki üç öğrenci bir araya gelip hocasını linç etmeye girişmiştir. Tabi çok sayıda kız-erkek kavgası, bıçaklama, yaralama haberleri de cabası. Hâlbuki bütün çocuklar okula başlarken boş bir bant kaydı gibidirler. Masum ve temizdirler. Peki, nasıl oluyor da bu çocuklar, eğitim sisteminin sonuna doğru, kendilerini eğiten insanları dövme noktasına geliyorlar?
Çocukların bu noktaya gelmesinde elbette aile, toplum ve maddi durumlar gibi okul dışı etkenler de mevcut. Ancak bu ülkede her küçük çocuğun okula gittiği ve kişiliklerinin şekillenmeye başladığı zamanlarda gününün yarısını bir eğitim kurumunda geçirdiğini düşünürseniz, okulun çocukların kişiliklerinin oluşmasında ne kadar etkili olduğunu görürsünüz. Okulun çocukların davranışlarında olumlu yönde bir değişim yapması beklenirken ülkemizde genellikle tam tersi bir durum söz konusu.

Nasıl eğitim olur?

Saygın sorunu ortaya koyuyor: "Okullarımızda tek düze bir öğretim var." Eğitim kurumlarımızda, duygusal gelgitleri hesaplanmadan, öğrencinin motivasyonu düşünülmeden sadece bilgi aktarılan bir sistem söz konusu. İyi de bu öğretim, nasıl eğitim haline gelecek o zaman? İşte Oğuz Saygın'ın bu konudaki düşünceleri de şu şekilde:
"Önce şunu cevaplamak gerekiyor; Eğitim nedir? İnsan davranışlarında olumlu yönde değişiklikler meydana getiren disiplin...  'İyi de neden bu çocuklar okumaktan nefret ediyor? Neden okumayı sevmeyen çocuklar yetiştiriyoruz? Neden kitaba bu kadar uzak bir toplumuz?' diye soruları sıraladığınız da, ortaya bir şey çıkıyor. O zaman yapılması gereken çocuğun motivasyonunu sağlamak. Tembel öğrenci yoktur. Özgüveni eksik, motivasyonu olmayan öğrenci olur. Bir de nasıl öğreteceğini bilmeyen eğitimci. Siz dersi uyur gibi anlatırsanız, öğrenci de derste uyur. Yani öğrencinin motivasyonunu artıracaksınız. Sorunlarını bileceksiniz. Ona neyi nasıl öğretebileceğinizi bileceksiniz. Motivasyonu olmayan hoca oldu mu motivasyonu olmayan öğrenci olur." Sistem Öğrencileri Şiddete İtiyor
NLP'nin dört ayağı

Saygın eleştirmekle kalmıyor elbette. Eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğini, motivasyonun nasıl sağlanacağını da açıklıyor. Eğitim için öncelikle stratejinin geliştirilmesi gerektiğini belirten Saygın cümlelerini şu şekilde sürdürüyor; "Öncelikle öğrenme ve öğretme stratejisi olmalı. Bunu öğrettikten sonra insanlar her türlü şeyi öğrenmeye başlıyorlar. Mesela ben sıfırdan başlayarak dört günde araba kullanmayı öğretiyorum. Öğretme stratejilerini iyi biliyorsanız, kişi de öğrenme stratejisini iyi biliyorsa o zaman öğretirsiniz. Öğrenme stratejilerini çok iyi bilen kişi araba kullanmayı da kolaylıkla öğrenir ve çok iyi bilir, matematiği de... Önemli olan öğrenmeyi ve öğretmeyi bilmek. İşte biz buna öğrenmeyi öğretmek diyoruz. Yani kişiye nasıl öğreneceğini öğretirseniz, bütün bilgileri kolaylıkla öğrenecektir. Peki, bunu nasıl yapıyorum?

Birinci planda bunun konsepti şu; Önce NLP tekniklerini ve ilkelerini kullanıyorum. NLP ilkelerini ve tekniklerini çok iyi öğretiyorum. Kişinin bilinçaltına yerleşiyor. Bunlardan bazılarını sayabilirim; Örneğin, NLP'nin dört ayağını çok iyi öğretiyoruz. Nedir bu ayaklar?

1. Her şeyden önce ne istediğinizi bilmeniz gerekir. Ne istiyorsunuz? Birinci ayak bu ..
2. Duygusal keskinliğinizi geliştirmek, Nedir bu? Duyduklarımızdan, gördüklerimizden, hissettiklerimizden hedefe doğru gidip gitmediğimizi anlamalıyız. Bu çok önemli bir aşama. Ben bakıyorum herhangi bir konuda hedefe doğru gidiyor muyum, gitmiyor muyum? O zaman NLP'nin 3. ayağı meydana çıkıyor.
3. Esnek olmak. Bir konu ile ilgili en az üç alternatif bularak bu alternatiflerin en az bir tanesini seçiyorum. Bu alternatiflerin en doğrusunu seçmek, yani büyük resimden vazgeçmeden, o resme giden yollardan birisini seçerek, büyük resme doğru gitmek. Duygusal keskinliğim gelişmiş, çok esneğim, hedefime ulaşmak için çeşitli yollara girme esnekliğine sahibim...
4. O zaman dördüncü bir ayağı kalıyor NLP'nin, o da hemen harekete geçmek. Bu da olduğu zaman her şey oluyor."
Sistem Öğrencileri Şiddete İtiyor Üç ayrı öğrenme şekli var

Öğrenme biçimleri açısından genel olarak öğrencilerin üç gruba ayrıldığını belirten Oğuz Saygın bunu bir örnekle açıklıyor: "Bir sınıfta 40 tane öğrenci var. Bazıları görsel temsil sistemine, bazıları işitsel temsil sistemine, bazıları da dokunsal temsil sistemine sahipler. Üç gruba da seslenmek gerekiyor.

Bir örnekle anlatayım. Bir sınıf düşünün ve Alpaslan'ın Malazgirt savaşını anlatıyoruz. Sınıfta öğrenme şekli açısından 3 farklı grup öğrencinin var olduğunu biliyorum. Ve ona göre konuyu anlatıyorum;
"Bütün ordu Alpaslan'ı bekliyordu. Haber geldiğinde, haberciler Alpaslan'a dediler ki; 'Komutanım, büyük bir orduyla bize doğru yaklaşıyorlar.' Alpaslan'ın cevabı şu oldu; 'Merak etmeyin biz de onlara doğru yaklaşıyoruz.' Çok soğukkanlı bir şekilde söylenmiş önemli bir söz var işitsel öğrenciler için. İşitsel öğrenciler o cümleyi algıladılar, dikkatle dinliyorlar. 'Kalabalık ordu bekliyordu. Alpaslan bembeyaz elbisesiyle onlara doğru gitti.' Görsel öğrenciler bunu yakaladılar. İşitsel ve dokunsallar bekliyorlar onun arkasında ne var diye? 'Bir konuşma yaptı Alpaslan: Askerlerim! Komutanlarım! Silah arkadaşlarım!' İşitseller büyük bir dikkatle dinlemeye başladılar konuşmayı. 'Şu beyaz elbise aynı zamanda benim kefenimdir.' dedi. Dokunsallar fırladı.

Görselleri, dokunsalları, işitselleri etki altına aldım. 'Bütün ordu artık savaşa hazırdı.' diye devam ediyorum. Ben burada üç farklı öğrenci grubunun farkındayım ve sunumu ona göre yapıyorum. Böylelikle bütün sınıf aynı konuya motive oluyor."
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------