|
|
|
|
Oğuz Saygın'ın 6 Ekim 2003 tarihinde ÜSKÜDAR gazetesinde
yayınlanan makalesi |
|
On yaşlarında bir Japon çocuğu sol kolunu trafik kazasında kaybetmişti. Çocuğun
hafta sonlarında gittiği spor merkezinde görevli bir judo öğretmeni, bu
kazadan sonra çocukla özel olarak ilgilenmeye başladı. Tek kolla diğer insanlardan
soyutlanacağı endişesi taşıyan çocuk hocasının ona yönelik ilgisinden gayet memnundu,
ama onun
üç aydır kendisine aynı hareketi çalıştırmasını bir türlü anlamıyordu.
Bir gün:
"Hocam" dedi, "Daha değişik hareketler öğretmeyecek misiniz?". "Hayır"
dedi hocası. "Senin bilmen gereken yegane hareket bu". Çocuğun kuşku dolu bakışları üzerine de: "Belki şimdi ne demek istediğimi anlamıyorsun, fakat bana güven ve çalışmaya devam
et" diye devam etti.
|
|
Birkaç ay sonra,
hocası çocuğu ilk turnuvaya götürdü. Çocuk ilk iki turu rahat geçti. Yarı finaldeki
rakibi ise zorlu biriydi. Ama onu da sürpriz bir şekilde yenmeyi başardı. Finale yükselmişti. Çocuğun finaldeki rakibi hem güçlü, hem de tecrübeliydi. Çocuk neredeyse
maçı kaybetmek üzereydi ki, hakemin verdiği devre arası imdadına yetişti. Çocuk bu rakibi alt
edeceğini pek ummuyordu. Hatta ikinci devre için hiç mi hiç sahaya çıkmasam diye
düşünüyordu. Ancak hocası devem etmesini istedi. Maç tekrar başladı. O anda rakibi büyük bir
savunma hatası yaptı ve çocuk tek bildiği
hareketle rakibini yere indirdi. Maçı kazanmış
ve şampiyon olmuştu.
|
 |
Tek kollu bir çocuğun bunu nasıl başardığına herkes hayret
ediyordu. Çocuk da, bu duruma hayret edenler arasındaydı. Maçtan sonra öğretmenine
sordu: "Hocam, tek bir hareketle nasıl şampiyon oldum?".
Hocası: "İki sebepten" dedi. "Birincisi, judodaki en zor ve en önemli hareketlerden
biri üzerinde çok çalıştın. İkincisi, bu harekete karşı yapılacak yegane
savunma, rakibin sol kolunu yakalamaktır". Çocuğun en büyük zaafı, doğru değerlendirilince, onun en güçlü yanı olmuştu.
Bu hikayeye benzer bir çok olaya
iş hayatında da rastlamak mümkündür. İş hayatında ve sosyal hayatta karşımıza her
zaman bir takım zorluklar çıkar. İşte bu zorluklar, bizi büyüten ve geliştiren durumlardır.
Çin alfabesinde "sorun" ve "fırsat" kelimeleri
aynı sembolle ifade edilir. Geriye
dönüp baktığımızda başımıza gelen birçok sorunun, bize çok şeyler öğrettiğini
anlayabiliriz.
Ben şahsen bunun bir çok örneğini yaşadım. Seminerlerimde sürekli
olarak bu sloganı kullanırım; "Her sorun bir fırsattır". Bir gün yolda giderken telefonum çaldı. Arayan eşimdi. Bana şöyle dedi: "Hemen eve gel. Aradığın büyük fırsat şu an evimizde".
Bir terslik olduğunu anlamıştım.
Eve gittiğimde iki icra memurunun beni beklediğini gördüm. Bir arkadaşıma kefil olmuştum, borcunu ödeyemediği için parayı benden istiyorlardı.
Ancak o anda benim de ödeyecek
durumum yoktu. Böylece evimize icra gelmişti. İcra memurları çok resmi bir şekilde
oturuyorlardı. İlk olarak onlara "Negatif Limanlardan Pozitif Sulara" adlı kitabımı hediye
ettim. Kitap dikkatlerini bayağı çekmişti. Bana motivasyonla ilgili sorular
sordular, ben de onlara Kişisel Gelişim hakkında
bilgiler vermeye
başladım. Aradan yanm saat geçmişti, içlerinden biri şöyle dedi: "Oğuz bey, biz sizi çok sevdik. Şirketimize bu olayı
anlatacağız. Siz bu borcu müsait olduğunuz bir zamanda ödersiniz" dedi. Daha sonra şirketin üst düzey yöneticileri
ile tanıştık. Benden eğitim almak istediklerini söylediler. Bir müddet sonra şirketin
genel merkezinde ben, yöneticilere bu hikayeyi anlatıyordum. O günden sonra aynı
şirket yaptığım bir çok faaliyete de sponsor oldu. Böylece icra memurlarının evime
gelmesiyle başlayan büyük sorun benim için büyük bir fırsata dönüşmüş oldu.
|
|
|
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|