|
|
|
|
Değer Veren Değer Kazanır |
|
Oğuz Saygın'ın Temmuz 2008 tarihli
Ekonomi dergisinde yayınlanan makalesi |
 |
Başarı için yönetimin çalışanlarına değer ve kulak vermesi kadar çalışanında
kendini doğru ifade edebilmesi ve tecrübeye gereken saygıyı göstermesi önem
taşır. Yöneticinin çalışandan, çalışanınsa yöneticiden faydalanmasının
anahtarı karşılıklı hoşgörüdür.
Dünyanın en hayranlık duyulan şirketinin ve son çeyrek yıla damgasını vuran
General Electric'in efsane yöneticisi lakaplı Jack Welch şirketi
412 bin çalışanı, 26,8 milyar dolar cirosu, 43 stratejik işletme birimi ve 350
şirketiyle piyasa değeri 12 milyar dolarken devraldı. 20 yıldan fazla çalıştığı
şirketini devrederken piyasa değerini 12 milyar dolardan 280 milyar dolara
çıkardı. |
Jack Welch'in sistemi çok ilginçti. Şirket bünyesinde en alt seviyede
çalışanın bile katılabildiği zirve toplantıları düzenleyip bu kişilerden işin
pratiğine dair aldığı tavsiyelerle ciddi tasarruflar ve iyileşmeler sağladı.
"Kaliteyi gerçek anlamda yakalamanın yolu bu hedefi en alttan en üste kadar
herkesin işi haline getirmekten geçer. Bir fikir iyiyse nereden geldiğinin önemi
yoktur" gibi önemli fikirlerin sahibidir.
Başarı için yönetimin çalışanlarına
değer ve kulak vermesi kadar çalışanında kendini doğru ifade edebilmesi ve
tecrübeye gereken saygıyı göstermesi önem taşır. Yöneticinin çalışandan,
çalışanınsa yöneticiden faydalanmasının
anahtarı karşılıklı hoşgörüdür. Çalışan kişi öne süreceği fikrin ve çözümün
uygulanamaz bulunsa bile yönetim tarafından dikkatle dinleneceğinden ve
hoşgörü ile karşılanacağından emin olmalıdır. Böylece kendisini çalıştığı
kurumun parçası hatta ortağı gibi görecek, başarıyı paylaşacağına
inanarak hem motivasyonunu artıracak hem de yaptığı işten keyif alarak daha
üretken ve takipçi olacaktır.
Ülkemizde birçok şubesi bulunan özel bir şirket
müşteri potansiyelini artırmak için tüm çalışanlarına yönelik proje kampanyası
başlattı. Şirketin üst düzey yöneticileri ve yüksek okul mezunu
çalışanlarının da katıldığı bu kampanyayı şubelerinden birinin güvenlik
görevlisi kazandı. Ödülün yanı sıra terfi de ettirildi. Ama asıl ödül şirketin
oldu. Şirketin beklentisi üzerinde müşterisi arttı. Burada asıl hüner
yöneticidedir. Orkestranın şefi konumundaki yönetici hangi çalgıcıdan neyi
nasıl alacağını bilmelidir. Bunun temel şartı adil olmak ve her çalışana eşit
mesafede kalabilmektir. Çağı yakalayan şirketler herkese eşit fırsat tanıyan
işveren olmanın gururunu yaşamaktadırlar. |
Şirketlerde takım ruhu her zaman canlı tutulmalıdır. Takım oyuncuları bir problemi çözmede yetersiz
kaldıklarında, çekinmeden lidere gidebilmelidir.
Liderin katma değeride burada başlar.
İş ortamında çalışanın en büyük ihtiyacı
aslında güven duygusudur. Düşüncelerine güvenilip değer verilmediğini hisseden
çalışanlar önemsenmedikleri duygusuna kapılırlar ve kalpleri tamir edilmesi son
derece zor şekilde incinir. Bu durumun sürmesi çalışanda özgüven kaybına açar.
Bunun sonucu çalışanın konuşması gereken yerde susmayı yeğleyerek şirketten
fikri seviyede kopup vasatlaşmasıdır.
|
 |
Eşitlikçi olmak konusunda dikkat edilmesi
gereken önemli bir nokta, tek yönlü değil çok yönlü düşünebilmektir. Eşitlikçi
olmak adına ters yönde yanlış ve yersiz kararlar almamak gerekir. Bunun
formülüyse "doğru işte doğru insan" ilkesidir. Bu da hoşgörü ve fark
gözetmeksizin bütün çalışanlara kulak verip dinlemekle olur.
Bir kozmetik
fabrikasının üretim bantlarından birinde çalışan bayan sorumlunun görevi
bantları denetlemektir. Her saat başı üretim seviyesini müdürüne bildiriyordu.
Monte edilen ürünlerle makine ve insanların çalışmalarını denetleyip notlar
alırken verimin düşüklüğü dikkatini çekti. Görevi olmadığı halde araştırmaya
başladı, aradan geçen zaman içinde montaj hattının hızını en çok etkileyen 100
unsur buldu. Bunların arasında radyonun sesinin kısılması halinde çalışanların kendi
aralarında konuşmaya başladıkları bile vardı. Müdür "üretim nasıl gidiyor"
şeklindeki sıradan soruya dolu dolu 3 sayfayla cevap alınca çok şaşırdı.
Firma
bayan
sorumlunun varlığından haberdar olmuş ve daha üst konuma terfi ettirmiştir.
|
 |
İşletmelerde 2 türlü ödül vardır; maddi ve manevi. Maddi ödüller bellidir. Bunu
yöneticiler durumlarına göre karşılarlar. Ama asıl önemlisi işverene hiçbir
maliyeti olmayan manevi ödüllerdir: Çalışanlarını tanıma, övgü, ek sorumluluk
ve yetki verme vs manevi ödüllerdir. Bu küçük ayrıntıların büyük getirileri
vardır.
Gerek
milli seviyede gerekse şirket içi ve dışı eğitimlerle bu önemli noktada
yöneticilerin ve çalışanların bilinçlenmesi sağlanıp iş ve insan gücü israfı
olumlu çizgiye taşınabilmelidir. Türkiye olarak şansımız sistemin engellerine
rağmen insanımızın iyi niyeti, öğrenme ve öğretme hevesiyle bizde doğuştan var
olan sabır ve dayanma gücüdür. Çalışanlarının fikirlerine itibar etmeyen,
onların önerilerini dinlemeyen ve burnundan kıl aldırmayan yöneticilerin
başarılı olması mümkün değildir. 1950'li yıllarda Uşak'ta yaşayan Osman
efendinin başına gelen olaydan hepimizin alacağı önemli dersler vardır.
|
Osman Efendi'nin Hastalığı
Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır ancak ağrısı geçmez. Bir
gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır, doktor muayene eder ve ağrı kesiciler
verir, gider. Lakin Osman efendinin baş ağrısı artarak devam eder Üstüne üstlük baş ağrısının yanı sıra gözleri de yaşarmaya başlar. Başka
doktorlarda çağrılır. Osman Efendi Uşak'ın ileri gelenlerindendir. Ağrıyı kesene
servet vaat eder. Doktorların hiç biri, ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de
bulamaz. Ev halkı birbirine karışır. Baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman
efendiyi İstanbul'a götürmeye karar verirler. İstanbul'daki en iyi doktorlar
seferber olur. Röntgenler çekilir, testler yapılır. Dayanılması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale
getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa apar
topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre modadır. Zürih'e
gidilir. Haftalarca hastane de kalınır. Onlarca profesör görüş alışverişi yapar.
Testler tekrarlanır. Sonuç Osman efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden
kalkamayan Osman Efendi'ye ağrı kesici iğneler verilir. Ülkesine dönüp dinlenmesi,
daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin
halde ve perişandır. "Kader" denip Uşak'a dönülür. Osman Efendi bir odaya yatırılır
ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün hastanın keyfi gelsin
diye Osman efendinin eski berberi Mustafa Efendi çağrılır. Berber yataktan
kalkamayan Osman efendiyi tıraş ederken adamcağız derdini anlatır ve ölümü
beklediğini söyler. Berber Mustafa bir an düşünür! "Beyim" der, sakın sizin
burnunuzda kıl dönmüş olmasın. Bir bakar "hah işte" der, kıl dönmüş. Osman
efendinin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi
kılı çeker. Ev halkı Osman efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar.
Berber Mustafa, Osman Efendi'nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda 20 cm
kılla kapı dışarı edilir. Osman efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır,
kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman
Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiş,
baş ağrısından eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire gittikçe uzayarak dayanılmaz
ızdıraplara yol açtığını ancak o zaman keşfederler. Çözümün bu kadar basit
olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapa sağlam ayağa kalkan Osman Efendi
berber Mustafa'yı çağırtır ve ona servet bağışlar. Kıssadan hisseler:
1- Berber Mustafa
efendinin fikirleri var. Dinlemek gerekir.
2- Bazen büyük problemlerin çok basit
çözümleri olur.
3- Burnundan kıl aldırmayanların başı çok ağrıyabilir. td>
|
|
|
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|